TARİH 16 Temmuz 2017
KATEGORİ Buluş Piyasası
OKUNMA SAYISI 68

Dijital çağın çocukları yasaklarla değil, oyunlarla, yeni nesil medya alışkanlıklarıyla öğreniyor, paylaşıyor ve deneyim kazanıyor. Anne-babalar yasaklayan değil, birlikte öğrenen ve keşfeden ebeveynler olmak için çaba harcamalı

Hemen hemen her evde yankılanır bu cümleler; "Telefona dokunma. Oyun oynama. Bilgisayarın başından kalk." Bunun gibi yasak ve uyarılar, çocuklarla aileler arasında dijital uçurumun artmasına sebep oluyor. Böyle olunca aileler iletişim kuramadığı çocuklarına yasak getirerek çözüm bulmaya çalışıyor.

"Yavrum bırak elinden artık şu telefonu. Bilgisayara bakmaktan gözlerin bozulacak? Sabahtan akşama kadar mesaj yazmaktan yorulmadın mı? Sürekli oyun oynama biraz ders çalış" gibi uyarı niteliğindeki soru ve engellemeler aslında dijital kuşağı anlamaktan uzak bir anne baba takıntısı. Oysa çocukların beklentileri çok farklı. "Yasak yavrucuğum" sözü, dijital oyuncaklar söz konusu olduğunda sizce hangi çocuğun umurunda oluyor?

Dijital çağın çocuklarını yasağın aksine ikna ederek, onlara zaman ayırarak bir kullanım kültürü kazanmasını sağlayabilir, birlikte koyacağınız kuralları tutarlı bir şekilde uygulayarak buna çözüm bulabilirsiniz.


KURALLARA KENDİNİZ UYUN

Çağın çocukları yasaklara değil, anne babanın da örnek olduğu uygulamaya ve onlardaki tutarlılığa bakıyor. Bu yüzden aileler kural getiremediği ya da koyduğu kurallara uymadığı için sorun artarak büyümeye devam ediyor. Peki aileler teknoloji çağının çocuklarıyla nasıl iletişim kuracak? Çocuklarla aralarındaki iletişime nasıl çareler veya yöntemler bulacak?

İlk adım çocuklarıyla konuşarak kuralları birlikte koymak olmalı. Anne babanın kendisinin televizyon izlerken uymadığı kurala çocukların uymasına olanak yok. Çocuğun yıllar içinde edindiği alışkanlıklardan bir anda vazgeçmesi beklenemez. Kronikleşmiş davranışları değiştirmek için çocuğa zaman tanınmalı. Tutamayacağınız söz, uygulayamayacağınız kurallar, çocukla aranızdaki uçurumu derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Çocukların zamanın öğrenme araçlarıyla hayatı kavramaya çalıştığı unutulmamalı. Bu yaklaşımla onları anlamaya çalışmalı.

ÇOCUKLARIN SEVMEDİĞİ 5 TEKNOLOJİK YASAK!

Bir hafta telefona dokunmak yok.
Telefonda kullandığın uygulamaları yasaklıyorum.
Artık telefonda internet kullanmanı istemiyorum.
Dersini çalışmadan bilgisayar ya da telefon kullanmana izin yok.
Okul bitene kadar bilgisayara dokunmak yasak.

ADIM SAYARKEN KİLO ALDIM

Akıllı saatler, bileklikler ve telefon uygulamaları derken adım sayar ekonomisi hızlandı. Adım saymak her zaman kilo verdirmiyor. Ancak akıllı bileklikler, saatler derken kullanılan cihazların yetenekleri giderek artıyor. İnternet sitelerinde Amerikalı bilim insanları klişesiyle yayınlanan tembellik raporu haberi vardı. Rapora göre 68 milyon güne denk gelen süre ölçüm yapılmış. Dünya çapında insanların günde ortalama 4 bin 961 adım attığı görülmüş. Yayınlanan listede Türkiye 5 bin 57 adım ile ortalamanın yukarısında bir yerde. Ancak bu rakama bakarak bizim filinta gibi olduğumuz izlenimi uyanmasın. Sonuçta insanlar adımları sayarken yediklerini ölçmeyince fazla kaloriler kilo olarak saklanıyor. Adım sayar uygulamalar telefondaki ivme ölçer sayesinde hareketimizi algılıyor. Ancak sonucu tempolu adımlar belirliyor.

KURALSIZ TRAFİĞE SÜRÜCÜSÜZ ARAÇ

Trafik ve hava kirliliğinden bunalan insanları kazasız, kavgasız ve temiz bir şehirde yaşamasını sağlayacak sürücüsüz otomobiller ve akıllı şehir altyapısı hayal değil. İstanbul'da böyle bir güne başlamak sizce ne kadar zaman alır?

İstanbul'da bir sabah uyandınız ve daha önce planladığınız saatte gelen sürücüsüz otomobil, evinizin önünden sizi aldı. Tam planladığınız zamanda köprüden geçerek Avrupa yakasındaki ofise geldiğiniz bir iş günü hayal edin. Evet. Bu bir gelecek rüyası. Ancak bu hayal çok uzak değil. Peki İstanbul, bu değişime nasıl hazırlanacak? Aslında akıllı cihazlar ve sürücüsüz otomobillerin yaygınlaşmasının temel kuralı standartlar. Yani yollar, kaldırımlar, yol çizgileri, tabelalar, trafik ışıkları gibi tüm altyapının standart hale getirilmesi ile kesin kurallar şart.
Geleceğin şehrinde özel araçlar, toplu taşıma ve altyapı arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. 2025 yılında, park etme gibi sorunsuz bağlanabilirlik sağlayan dünya genelinde toplamda 88 şehir olacak (Kaynak: IHS Technology). Bosch, bir otopark yönetimi sistemini kullanıma sokma konusunda Daimler ile birlikte çalışmalar yürütüyor. Otoparklara, belirli bir park yerinin dolu olup olmadığını bildiren sensörler yerleştirilecek. Bu veriler, gerçek zamanlı bir park yeri haritası oluşturmak için kullanılacak ve bu haritaya bir uygulamayla erişilebilecek.

Bosch çözümleri, sadece iyi bir park yeri bulmak değil, en yakın şarj noktasını bulma konusunda da sürücülere yardımcı oluyor. Şarj uygulamaları, web erişimine sahip en yakın şarj noktalarını gösteriyor ve böylece araçların akülerinin yeniden şarj edilmesini daha az sorunlu bir hale getiriyor.

BİLİM KURGU FİLMİ GİBİ

Sürücülerin araçlarına gitmesi yerine, araçlar sürücülere gidiyor. Bir bilim kurgu filminden çıkmış gibi gözüken şey, çok yakında gerçeğe dönüşüyor. Dr. Rolf Bulander, "Otonom araçların şehir trafiğinde kullanılmaya başlaması, sürüş anlayışımızı temelinden değiştirecek" diyor. 2020 yılının başından itibaren Bosch, Daimler ile iş birliği içerisinde tamamen otonom, sürücüsüz otomobillerin caddelerde kullanılmasını sağlayacak. Bu durum, şehirlerdeki trafik akışını iyileştirecek ve trafik emniyetini artıracak. Kullanıcılar, akıllı telefonlarını kullanarak bir paylaşımlı otomobil veya robot taksi siparişini rahatlıkla verebilecek. Dr. Bulander, "Ağa bağlı ve otonom sürüş, mobiliteyi stressiz ve bunun neticesinde kazasız hale getiriyor" diyor.