İsrail gazının Türkiye’ye gelmesi, Türkiye üzerinden de Avrupa’ya ulaştırılması için çalışmalara devam eden Turcas Petrol’ün CEO’su Aksoy, oluşturulacak konsorsiyuma talebin çok olduğunu söyledi.

Yatırım yeri tarafından derlenen habere göre, Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik soğukluğun giderilmesinin ardından şimdi gözler iki ülke işadamlarının yapacağı işbirliğine çevrildi. İşbirliği yapılacak konuların başında ise İsrail gazının Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması projesi geliyor. Merve Erdil'in Hürriyet'teki haberinde İsrail gazıyla ilgili son gelişmeler konusunda Turcas Petrol CEO'su Batur Aksoy'un görüşlerine yer verildi. İşte o haber:

Türkiye ve İsrail arasında başlayan yakınlaşma süreci, ilk meyvesini enerji ilişkilerinde verdi. İsrail gazını Türkiye’ye, Türkiye üzerinden de Avrupa’ya taşıma projesinde temaslar hızlandı, ümitler arttı. İsrail gazı için devrede olan şirketlerden Turcas Petrol’ün CEO’su Batu Aksoy, “Bunu sadece bizim yapmamız söz konusu değil. Basiretli tüccarlardan oluşan bir konsorsiyum oluşturup, risklerimizi paylaşalım, bir güç birliği oluşturalım diyoruz. Bütün talipli firmalar hep beraber el ele tutuşalım, hepimiz 1’er, 2’şer milyar metreküp (bcm) gaz alalım. Zaten Enerjisa ile bir işbirliğine gitmiştik. En az 15 firma şu ana kadar bizi arayıp, ‘Konsorsiyumda biz de yer almak istiyoruz’ dedi” şeklinde konuştu.

Hürriyet Ekonomi Müdürü Sefer Levent ile bir araya geldiğimiz Batu Aksoy, İsrail gazının Türkiye’ye nasıl geleceği hakkında olası senaryoları paylaştı. Bu işi tek bir şirket olarak üstlenmenin mümkün olmadığına işaret eden Aksoy, Türk şirketlerin güç birliği yaparak bir alıcı konsorsiyumu oluşturacağını anlattı. Yıllık 8 milyar metreküp gazı riskleri bölüşerek alabileceklerini kaydeden Aksoy, şöyle konuştu: “Karşı tarafın güvenilir, hatta üzerinden finansman bile yapabileceği bir alıcı konsorsiyum oluşturalım diye bir düşüncemiz var. Şu ana kadar arayan birçok şirket, ‘Bu işin görüşmelerini siz yürütün, biz de burada olmak istiyoruz’ dedi. Bence bu çok sağlıklı bir bakış açısı. Hepsi gaz kullanan veya dağıtan, gaz sektöründe aktif firmalar. Bizim düşüncemiz bir alıcı, bir de yapıcı konsorsiyum oluşması: Tüketenler ve boru hattını yapacaklar. Böylece isteyen istediği tarafta risk alıp, getirisini de alma şansına sahip olabilir.”

RUSYA’NIN ALTERNATİFİ DEĞİL

Türkiye’nin yıllık 50 bcm gaz tüketimi ile çok büyük bir doğalgaz pazarı haline geldiğini fakat bunun yüzde 55-60’ını tek bir ülkeden, Rusya’dan aldığını dile getiren Aksoy, şöyle devam etti: “Tek bir ülkeye bağımlılık ne kadar az olursa, ülkelerin gaz maliyetleri o kadar düşüyor. Pazarlık şansı artıyor. Avrupa gazda Gazprom’un payını düşürmeye çalışıyor, onlar piyasaları açtılar, LNG kaynaklarını artırdılar. Maliyetleri de kaynakları da artırarak, düşürdüler. Çok güzel bir hamleydi bu. Türkiye’nin de aynısını yapması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye boru hatlarıyla Rusya, İran ve Azerbaycan’a bağlı. Boru gazı potansiyelini maksimize etmek için iki tane daha kaynak var: Doğu Akdeniz ve Irak. Aklın yolu diyor ki: Bunları bir an evvel yapalım, inşallah siyasi durumların da düzelmesiyle, üç kaynaktan dört boru hattı yerine, beş kaynaktan altı boru hattının Türkiye’ye gelmesi, Türkiye’nin hâlihazırdaki pazarlık şansını ciddi manada artıracaktır. Türkiye’de bir HUB (ticaret merkezi) oluşturmamız için Doğu Akdeniz gazının büyük bir şans olduğunu düşünüyoruz. Rus gazının alternatifidir demiyorum. Çünkü Rusya büyük bir tedarikçidir ve bence güvenilir bir tedarikçidir. Soğuk Savaş döneminde, Ukrayna’da kriz olduğu zamanda, en son uçak krizinde dahi Rusya Türkiye’ye doğalgaz vermeyi kesmemiştir. Diğer batıdaki müşterilerine de kesmemiştir, hatta Türkiye’nin ihtiyacı olduğu zaman arttırmıştır. Bunu da göz önünde bulundurarak söylüyorum ama neden maliyetlerimizi de düşürmeyelim? Her hâlükârda kaynak çeşitlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Doğu Akdeniz’den 8-10 bcm, Irak’tan 5-10 bcm dediğiniz zaman bu riski tabana daha çok yaymış olup, Türkiye’nin piyasalarını açmak için bir fırsat yaratacağını düşünüyorum.”

“PETROL YARI YARIYA DÜŞSE BİLE, ETKİSİ YÜZDE 10 OLUYOR”

AKARYAKIT sektöründen son dönemde yaşanan çıkışları sorduğumuzda Aksoy, “Biz Shell & Turcas olarak akaryakıtta 16 milyar TL ciro yapmışız ve zarar açıklamışız, işin içerisinde 2 milyar TL’den fazla öz sermaye var. Binlerce çalışan var, 16 milyar liralık piyasa riski var ve biz değer yaratamıyoruz. Türkiye’de sermaye biriktiremiyoruz, tasarruf yapamıyoruz. Türkiye’ye yatırım yapmış şirketlerin güveni kırılmış durumda. O güvenin onarılması lazım. Şirketlerin kontrol edebildiği ve edemediği riskler vardır ki şu anda Türkiye’de gerek akaryakıt, gerek enerji sektöründe regülasyon kontrol edilemeyen bir risk haline geldi. Biz de regülasyona karşı değiliz. Fakat regülasyonu bir kamu müdahalesinden de öte bir kamu yönetimi yapmak amacıyla kullanmak bizlerin karşısında çaresiz kaldığı bir durum oluşturuyor. Şimdiye kadar tavan fiyat uygulaması 2011, 2014 ve 2015 yıllarında bir trend haline geldi. Biz bundan sonra bunun uygulanmamasını istiyoruz. Olmayacağını da ümit ediyoruz. Çünkü 2 ayda uygulanan bir rejim sizin geri kalan 10 ayda ne kazanırsanız kazanın, hepsiyle birlikte eksiye dönmenize sebebiyet veriyor. Kontrat yenilemeleri 5 yılda bir yapıldığı için şirketler zaten ciddi bir yatırım yükü altında. Pompada satılan akaryakıtın yaklaşık yüzde 70’i ise maktu vergi. Kalan yüzde 20’sini ham petrol, işlenmesi vesaire; kalan yüzde 10’u da akaryakıt dağıtım şirketi ile bayinin tüm masrafları, yatırımı, giderleri, lojistiği, istihdamı ve cüzi olan karı oluşturuyor. Bu denklem içerisinde petrol fiyatı yarı yarıya düşse bile, en fazla etkisi yüzde 10 olabiliyor. Bunu da yaşadık son bir-iki yıl içerisinde. Burada akaryakıt sektörü biraz günah keçisi konumunda ama biz bundan sonra yatırımcının önünün kapanmaması gerektiğini düşünüyoruz. Sürdürülebilir olmaz, herkes bu işten istihdam yaratıyor, vergi veriyor ve kazandığını da yeni yatırım olarak Türkiye’ye geri döndürüyor. Bunun önünü açmalıyız. Türkiye’de şirketlerin tasarruf ve sermaye biriktirmesine imkân tanımalıyız” dedi.

İRAN’A KÖPRÜ

AKSOY, ambargoların kaldırılmasıyla İran’ı yakından takip ettiklerini söylerken, “İran’da iş yapmak isteyen yabancı şirketler için Türk şirketler bir köprü oluşturabilir. Hem enerji projelerine, hem de başka geliştirilebilecek ticari projelere bakıyoruz. Irak’a da yatırım yaptık. Madeni yağ dağıtım şirketimiz var, yerli bir ortakla birlikte Shell ve Gazprom Neft ile madeni yağ dağıtımını yapmaktayız” dedi. Aksoy Holding olarak gayrimenkul sektörüne Bodrum’daki Epique Island projesi ile girdiklerini kaydeden Aksoy, burada dünyanın sayılı operatörlerinden birinin işleteceği bir otel olacağını da ekledi.

TARİH 2021

İSRAİL gazının 5 yıl içinde Türkiye’ye gelebileceğini dile getiren Aksoy, “Bu tip projelerde inşaat işin en kısa süren kısmıdır. Siyasi mutabakat, hükümetler arası anlaşmalar, konunun finansal açıdan geçerli hale gelmesi daha uzun sürüyor. Burada Türkiye-İsrail, İsrail-Kıbrıs, Kıbrıs-Türkiye arasında ikili anlaşmalar gerekebilir. Bölgeye barış getirme açısından bir rol oynayabilir. Bölgesel uzun vadeli başka problemlerin çözülmesinde bu boru hattı rol alabilir. İstenirse ve siyasi ortam oluşursa 2021’in gazın gelmesi açısından gerçekçi olacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.

KREDİLERİ CEBİMİZDEN ÖDÜYORUZ

Elektrikte son dönemde oluşan arz fazlası ve gaz santrallerinin kapasitelerinin altında çalışması konusunda ise Aksoy, şunları söyledi: “Arz artar, talep düşer, bunlar ticari riskler. Bir şirket bunun sefasını da sürebilir, cefasını da çekebilir. Zarar, karın kardeşidir. Bizim bununla ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Kamu elektrik üretiminde halen ciddi bir payla mevcut. Bizim yüksek verimlilikteki santrallerimiz yüzde 30 ila 50 kapasite faktörü ile çalışırken, çok daha düşük verimliliğe sahip ve daha fazla gaz ithal edilmesine sebebiyet veren santraller yüzde 85-90 kapasite faktörü ile bangır bangır çalışıyorlar. Bunu kabul edemiyoruz. Çünkü ülkemiz de kaybediyor bundan. Onların zaten yatırımları geri dönmüş. Kapasite bedeli verilerek, onlar gerektiği zaman çalışsın ama baz yükte bizim santrallerimiz çalışsın. Türkiye daha az gaz ithal eder, daha verimli bir elektrik üretimi olur. Bizim Denizli’deki santral gibi böyle 10’a yakın santral var. Bir araya gelip konuşuyoruz. Tek isteğimiz piyasanın serbest piyasa mantığında çalışıyor olması. Şu an hiçbirimiz kredilerimizi geri ödeyemiyoruz. Yani cebimizden sermayemizi alıyoruz, kredilerimizi geri ödüyoruz. Bunun ticari riskini kabul edebiliyoruz da kamu eliyle daha verimsiz santrallerin çalıştırılıyor olmasından dolayı böyle bir maliyete katlanıyor olmamızı kabul edemiyoruz.”