


Mali Sirküler > Krizden çıkış bütçesi
Salim ÇAM / PROGROUP Uluslararası Danışmanlık Genel Müdürü Gerekli düzenlemelerden ve kredi derecelendirme olanaklarından yoksun olan bir ekonomik ortamda düşük faiz oranlarının da yarattığı elverişli durum nedeniyle hesapsız şekilde ortaya çıkan harcama rahatlığı, kendi büyüklüğü altında ezilen bir borç yapısı ortaya çıkardı. 2008 yılının sonlarında etkisini hissetmeye başladığımız krizin 2009 yılında bize neler yaşatacağı hakkında tahminde bulunmak oldukça güç bir durumdu. İşte böyle durumlarda zaten KOBİ'lerimizin sürekli şikâyetleri arasında yer alan "önümüzü göremiyoruz" söyleminin bir çözüme kavuşturulması artık zorunluluk arz etmektedir. Bu krize bir diğer açıklama olarak da tıpkı İstanbul'un fethine yardımcı olan "bu surlar asla aşılamaz" bakış açısı gösterilebilir. O dönemde de böyle bir fetih için 'hiçbir şekilde gerçekleşmez' inanışı hakimdi. Ama fetih gerçekleşti. Tüm bu olumsuz görüşlere rağmen! 2008 yılında da kimse kriz öngörmüyordu. Şu an içinde bulunduğumuz güvensizlik ortamı önümüzdeki birkaç yıl hükümetleri ekonomide daha fazla söz sahibi olmaya zorlayacak ve böyle bir krizin tekrar ortaya çıkmaması için düzenlemeler yapma zorunluluğunda bırakacaktır. Hükümetlerin almış olduğu tedbirlere istinaden çıkarılacak dersler; KOBİ'lerin krizi nasıl analiz ettiğine bağlı olarak şekillenecek. Ekonomideki durgunluk günlerini, tüketicilerin harcama ve tasarruf anlayışlarını değiştiren ve gelecekteki büyüme rakamlarına zarar verecek olan "Yeni Tedbir Politikaları" mı takip edecek? Piyasa sistemleri bu piyasaların gücüne, piyasalarda geçerli olan kuralların kalitesine ve bu piyasaların sonuç yaratma yeteneğine duyulan güvene dayalıdır. Ancak bu güvenin yeniden kazanılması gerekiyor. Krizden alınacak dersler bu güven için de hayati bir önem teşkil edecek. Aynı zamanda krizin hatıraları zayıfladığında ve risk tehdidi tekrar yükselmeye başladığında kötü günlere geri dönmekten kaçınmak için bir rehber görevi de görecek. Herkesin mutlaka etkisini gördüğü ekonomik kriz peki gerçekten yakın bir gelecekte sona erecek mi? Üzgünüm ama cevabımız "hayır" olacak. Bunun için iki senaryo tartışılmakta ve ne yazık ki ikisi de "kötü" beklentiler içerisinde. Senaryolardan ilki, merkez bankalarının 2010'dan korkmaya başlaması ki bu riskli varlıkların fiyatlarında başka bir düşüşün yaşanmasına neden olabileceği... Normal para politikalarında yaşanacak herhangi bir geri dönüş, önüne geçilmeyecek bir şekilde şu anda oldukça ucuz mortgage kredileriyle desteklenen gayrimenkul piyasasında yine bir düşüş yaratabilir. Alternatif senaryo ise Merkez bankaları finansal istikrarı, fiyat istikrarına tercih edebilir ve para akışları için kapıları elinden geldiği kadar açık tutabilir. Bu şekilde bütün finansal krizlerin babası olabilecek bir kriz ortaya çıkabilir. Tahvil piyasalarında yaşanacak herhangi bir çöküş, ekonomik durgunluk ve deflâsyona davetiye çıkarır. Merkez bankaları nasıl hareket ederse etsin, ortada büyük bir tehlike olduğunun da altını çizerken, başarılı para politikasının tehlikeli bir tepede yürümeye benzediğini ve hangi yönün daha güvenilir olacağının bilinemediğini söyleyebiliriz. Bu tarz buhranlı dönemlerde aslında her zamankinden daha dikkatli ve vizyoner olmak zorundayız. 2009 yılını yerel bankaların dışında, bütçe disiplinine sahip şirketlerin kârlı bir noktada kapatabilecekleri göz önünde bulundurulursa bütçe yapmanın önemi daha iyi anlaşılabilir. Aslında bütçe yıl sonunda nerede olacağınızı işaret eder. Kâr bunun sonucunda istenilen bir durum olduğu halde bazen, çok özel durumlarda, bütçe zarar ile açıklanabilir. (Bu çok büyük yatırımların ya da çok büyük Ar-Ge harcamalarının olduğu bir bütçe olabilir.) 2010 devlet bütçemizin zarar açıkladığı şu dönemde, aslında üstüne durulması gereken, ne kadar zarar açıkladığından çok, neden zarar açıkladığı olmalıdır. Çünkü bu yönü ile bütçe stratejik bir karar verme aracı özelliği üstlenmektedir. Yine devlet bütçemizi örnek vererek ilerlemek istersek, en büyük harcama kalemlerimizin faiz giderleri ve personel giderleri olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Devlet bu açıkları ek vergi ve vergilere yaptığı zamlarla karşılamaya çalışır. Ancak bu durum toplam vergi gelirinde artışa neden olmayabilir. Makro ekonomiden mikro ekonomiye, yani devlet bütçesinden KOBİ bütçesine tümden geliş yaparsak, satış fiyatlarındaki artış kârımızı artırmayacaktır. Bu yüzden giderlerimizin yılbaşında neler olduğunu görmek, satış fiyatını ona göre vermek ve başa baş noktasını iyi yakalamak gerekir. |

